SAYGI ÖZTÜRK İLE YOLLARDA…
YAZAR: RECAİ ŞEYHOĞLU
Daha önce Bergama ve köyleri, sonrasında Turgutlu ziyaretlerinde bulunduğumuz kültür turlarının üçüncüsü bu kez Ayvalık ve Cunda oldu.
İş ve siyaset dünyasının bildik isimlerinden olan Özcan Durmaz da bizimle birlikteydi bu gezi programında.
Özcan; nüfusunun çoğunluğunu 1912’de Karadağ-Saraybosna ve Sancak’tan gelen göçmenlerin oluşturduğu, Boşnak köyü Küçükköy’ü hiç görmediği için bu ünlü köye girdi/çıktı yaptıktan sonra ver elini Palabahçe! Palabahçe’nin ünlü kahvesi ŞEYTANIN KAHVESİ!
Yaşlı Rum kadınlar çalı ateşinde gözleme yaparken yaramaz Halil, duvar üzerinden kadınlara küçük küçük taşlar atar. Kendini göstermeden yapar bu yaramazlığı. Ne zaman ki bir zaman sonra kadınlar anlar, bu taşların nereden ve kimden geldiğini, öfkeyle her biri “Seni şeytan seni!” diye bağırırlar Halil’e.
O günden sonra Halil, hep ‘ŞEYTAN HALİL’ olarak anılır olur.
Midilli’de işler karışınca Halil, ailesini de yanına alıp bir balıkçı teknesi ile önce Edremit’e gelir. Ardından da Ayvalık’a… Mübedeleden 45 gün önce gelmiştir Ayvalık’a.
4 çocuğuyla burada yaşam mücadelesi verir. Bu mücadele onu yormuş olmalı ki erken yaşta hayatını kaybeder.
Çocuklarına kalan mal/mülk nedir bilinmez ama herkesin bildiği bir gerçek şudur; küçücük yaşlarda yaşlı Rum kadınlarının kendisine söylediği ‘ŞEYTAN’ sözü lakap olarak oğullarına ve torunlarına miras kalır.
Şeytan Halil’in iki oğlu el ele verip çok çalışır. 1950 yılında önce bugünkü kahveyi daha sonra da yanındaki mandrayı alırlar. Bir süre işletirler, sonra marangoza kiraya verirler.
1984’te miras yoluyla şimdiki sahibi Suat Kaçak’a kalır. Suat Kaçak burayı ailesiyle işletiyor.
Benim, “Annemin beşinci oğlu” dediğim Suat kardeşim, sanat eğitimi almış biri değil ama bu kahveyi yıllardır kütüphane, resim ve fotoğraf sergisi, etnografya müzesi gibi çalıştırmaya devam ediyor.
9 yıl önce Suat Kaçak kardeşime bir öneride bulunmuştum. “Seni hiçbir masrafa sokmayacağım. Buraya annem adına bir Aydınlanma Evi kurayım.”
Sağ olsun, evet demiş ve ben de hemen girişimlere başlamıştım. Ayvalık’ın antikacılarıyla zaten içli dışlıydım.
20 Ekim 2017’de o günlerin Kaymakamı ve ilçe milli eğitim müdürüyle açılışını yapmıştık. Adını da RASİME ŞEYHOĞLU AYDINLANMA KÖŞESİ olarak düzenlemiştik.
Kahvenin girişinde, hemen sağ köşesinde… Buraya her gelişimde annemle görüşüyor/konuşuyor gibiyim. Onun özel eşyaları ve antik objeler her gelen gidenin de dikkatini çekiyor olmalı.
Ve bu kahve, Ayvalık’ın kültür-sanat envanterinde resmi olmayan bir numaralı kültür-sanat adresi.
Sergiler, söyleşiler, imza günleri, toplantılar… Sadece Ayvalıklı/Egeli değil, Trakyalıların/İstanbulluların da ihmal etmediği bir ziyaretgâh!
Şairler, yazarlar, ressamlar, heykeltıraşlar, tiyatrocular, gazeteciler yaz mevsiminde burada soluklanıyorlar.
Biz dört erkek kardeşiz. Suat da mekânında annemi konuk ettiği için benim kardeşim oluyor. “Annemin beşinci oğlu” dememin sebebi bu!
3 Eylül’de de Saygı Öztürk’ü ve Özcan Durmaz’ı ağırlamış oldu annemin beşinci oğlu. Buraya geldiğinizde koruk suyunu içmeyi ihmal etmeyin bence.
Sırada bir başka Suat ziyareti vardı; Medya Ayvalık’ın Suat Salgın’ı!
Suat, benim her daim yanına uğradığım çalışkan gazeteci! Kardeş bildiğim biri… İşini iyi yapan bir gazeteci. Aileden biri gibi görüyorum onu.
Sırada Cunda vardı.
Kayıtlı kitap sayısı halen bilinmeyen, yaz mevsiminde buz gibi serin, dışarıya kitap vermeyen, kitap okumak için ise kimsenin gelmediği, işlevselliği olmayan ama harikulade bir kütüphane binası neresidir diye soracak olursanız yanıtım şu olur: Cunda’daki Bekir Coşkun Kütüphanesi!
Keşke bu kütüphane; nüfusun daha yoğun olduğu ilçe merkezine taşınsa, burası da Bekir Coşkun Anı Evi olsa…
Daha önce öğrencilerden işitmiştim. Kitap okumak için gittiklerinde kapalı olduğunu. Instagram’da da görmüştüm buna benzer bir paylaşımı.
Arkadaşlarımın bu tabloya tanık olmasını istemedim. Doğruca Kütüphane binası olarak kullanılan tarihi Agios Yannis Şapeli ve bitişiğindeki büyük yel değirmeni!
Buradaki Rahmi Koç Müzecilik ve Kültür Vakfı bünyesinde faaliyet gösteren Sevim ve Necdet Kent Kitaplığı, 2007 yılında açılmış. 1920’li yıllardaki Türkiye-Yunanistan nüfus mübadelesinden sonra manastır binalarından şapel ve değirmen kalıntıları Rahmi M. Koç’un girişimiyle restore edilmiş.
Cunda’ya gelen herkes burayı görmeli derim. Cunda ayaklarınızın altında. Kitaplık, 4000 kitapla kurulmuş. Çok değerli kitapların olduğunu söylemeye bilmem gerek var mı? Buraya gelen giden öyle çok ki… Seyir terası ilgi odağı. Bekir Coşkun Kütüphanesi neden böyle değil diye belediye yetkililerine sorsak mı yoksa?
Cunda’nın görülesi/gezilesi daracık sokakları, meraklı yerli turistlerle doluydu.
Sonunda Taksiyarhis Kilisesi!
Bu kilise, Rum Ortodoks (Meschonese) cemaati tarafından eski temelleri üzerine Metropol Kilisesi olarak yapılmış 1873’te…
Rahmi M. Koç Müzesi, Ayvalık’ın ilk özel müzesi olarak bu kilise içinde 2014 yılında ziyarete açılmış.
Bizim buraya gelişimizin asıl nedeni kilisenin bulunduğu alan içinde yer alan Zehra Teyze’nin Evi.
146 yıl önce yapılmış bu binanın sahibi olan Zehra Teyze, burayı son çeyrek yüzyıl pansiyon olarak işletiyordu. Geçtiğimiz yıl kaybettik onu.
Rahmi Koç, bu evi almak istemiş ama Zehra teyzenin oğlu Hasan ise ‘hayır’ demiş. Üstüne adamlar göndermiş ama korku ve teslimiyet bilmeyen Hasan pes etmemiş, satmamış bu evi.
Hasan, yiğit mi yiğit bir delikanlı.
Antikacılığı çok sevdiği için pansiyonu dikkat çeken, ilginç, değerli objelerle doldurmuş. Hasan çok ince ruhlu biri.
Toplam kapalı alanı 330 m2 olan yapı; bodrum kat, giriş kat ve üst kattan oluşuyor. Toplam 9 odası var. Ablası ve abisiyle çalıştırıyor burayı.
Zehra Teyze ile ilgili mini bir bilgi vermiş olalım. 1958’den 2008’e kadar kilisenin bakımı ve temizliğine bakmış. Bu süre içinde de kimler kimlerle tanışmamış ki… Orasını da siz tahmin edin.
Saygı Öztürk’ün oğlu, denizde yüzerken altın bir zincir buluyor. Doğruca annesine götürüyor. Ne mi yapıyorlar? Yardımseverler Derneğine götürüp veriyorlar. Yardıma ihtiyacı olan birine / birilerine gereği yapılsın diye…
Sonuçta, Unutulmaz valinin yeğeni o!
İyilik bulaşıcıdır derler ya… Hasan Başbuğ ve ailesi de öyle… Bence tanıyın bu aileyle ve Zehra Teyzenin Evi’ni…
Saygı kardeşimin bahanesiyle biz de Özcan ile geziyor öğreniyor eğleniyoruz!

