Deprecated: 6.9.0 sürümünden başlayarak, bir parametre ile çağrılan WP_Dependencies->add_data() işlevi kullanımdan kaldırıldı! IE koşullu yorumları, desteklenen tüm tarayıcılar tarafından yok sayılır. in /home/sultanma/public_html/wp-includes/functions.php on line 6131
ANA SAYFAGENELMANŞETYAZARLAR

Felaketin Ardından Kalan İnsanlık

Yazar: Ayhan VURAL – Bolu İzzet Baysal Abant Turizm Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi Müdürü

Büyük felaketin üzerinden üç yıl geçti. Zaman ilerlemiş olsa da yaşanan acılar ve ortaya çıkan insanlık manzaraları hafızalardaki tazeliğini korumaktadır. O günlerde yalnızca şehirler değil, toplumsal vicdan da ağır bir sınavdan geçmiştir.

Bir cenazenin bulunmasına şükreden insanlar görülmüştür.

“Bu yardım bana fazla” diyerek hakkından feragat edenler olmuştur.

“Başkasının hakkıdır, ben alamam” diyerek gözyaşı döken onurlu yurttaşlara tanıklık edilmiştir.

Felaket, toplumumuza insanlığın en derin anlamını yeniden hatırlatmıştır.

Hafızalara kazınan örneklerden biri de kamuoyunda “fırıncının hikâyesi” olarak anılan olaydır. İlk depremde ihtiyaç sahiplerine ekmek ulaştırmak için kardeşiyle birlikte sabahın erken saatlerinden öğleye kadar çalışan bir fırıncı, öğle namazının ardından dinlenip yeniden üretime devam etmeyi planlamış; ancak ikinci depremde kardeşiyle birlikte hayatını kaybetmiştir.

Ancak bu hikâye burada son bulmamıştır. Fırıncıya ait odunlar, eksi 25 dereceyi bulan soğukta görev yapan gönüllülerin ısınmasına vesile olmuş; bir hayat sona ererken binlerce insan için umut kaynağına dönüşmüştür. Bu tablo, millet olmanın en sade ve en güçlü ifadesidir.

Deprem bölgesinde yaşanan bir başka sahne de insan onurunun derinliğini ortaya koymuştur. Bir hayırsever tarafından getirilen günlük süt, gönüllü ekiplerce her gün  ihtiyaç sahiplerine dağıtılmış; Kahramanmaraş’ın Afşin ilçesinde, merkez camisi karşısındaki bir sivil toplum kuruluşundan temin edilen pirinçle sütlü çorba hazırlanmıştır. Arka arkaya sabah saat 09.00’dan akşam 22.00’a  dağıtılan bu çorbalar, soğuk ve yoksunluk içinde yalnızca bedenleri değil, ruhları da ısıtmıştır.

Afşin’de kurulan ve gönülleri ısıtan bu dayanışma meşalesi, aşçılık okullarımızın sırayla hizmet verdiği örnek bir organizasyona dönüşmüştür. Bolu Gastronomi okullarının zor zamanlarda neler yapabileceğini somut biçimde ortaya koyan bu süreç, yalnızca bir yardım faaliyeti değil; aynı zamanda mesleki eğitimin toplumsal sorumlulukla nasıl bütünleşebileceğini gösteren bir kahramanlık hikâyesi olarak hafızalara kazınmıştır. Bu örnek, eğitimin yalnızca sınıflarda değil, hayatın en zor anlarında da insanlığa hizmet edebileceğinin açık bir göstergesi olmuştur.

Bu süreçte Bolu’dan gelen Diyanet ekipleriyle karşılaşılmış, barınma imkânı bulunmadığı için tarihi bir caminin alt kısmında dokuz kişilik bir ekip hâlinde kalınmıştır. Kadın, erkek, çocuk ve yaşlılar aynı ortamda barınmış; zor şartlar altında dayanışmanın en somut örnekleri sergilenmiştir.

Söz konusu mekânda bulunan yaşlı bir teyze, hareket etmekte güçlük çekmekteydi. Yardım edilerek oturup kalkması sağlanıyordu. Sağlık sorunları nedeniyle bir kolon kenarına yaslanarak dinlenmeye çalışıyordu.

Kendisine, “Yakınınız yok mu?” sorusu yöneltildiğinde, tuşlu telefonunu göstererek “Var” demiş; ardından gözleri dolarak, “Bu hâlimde aramayanı ben niçin arayayım?” ifadelerini kullanmıştır. Evine dönmek istediğini söylemiş; ancak yapılan incelemede evinin ağır hasarlı olduğu ve rüzgârla yıkılabilecek durumda bulunduğu anlaşılmıştır.

Daha önce komşularının desteğiyle yaşamını sürdürdüğünü, temel ihtiyaçlarını çekyat üzerinden kendi imkânlarıyla karşıladığını ifade etmiştir.

Durumun Sosyal Politikalar birimlerine bildirilmesi önerilmiş; devletin bakım ve destek sağlayacağı anlatılmıştır. Bankada bulunan sınırlı miktardaki parasının alınmasından endişe ettiğini dile getirmiştir. Kendisine herhangi bir mağduriyet yaşanmayacağı, aksine güvenli şekilde bakım altına alınacağı izah edilmiştir.

Sosyal hizmet görevlileri saatler süren ikna çabalarına rağmen yaşlı teyze, barınma merkezine gitmeyi kabul etmemiş; yalnızca battaniye ve ilaçlarının temin edilmesini istemiştir. Yardım edilerek yerinden kaldırılmış, ihtiyaçları karşılandıktan sonra yeniden güvenli bir şekilde oturtulmuştur.

Bu tablo, depremin yalnızca yapıları değil, insanların alışkanlıklarını, yaşam bağlarını ve onur anlayışlarını da derinden etkilediğini göstermektedir.

Deprem sürecinde donmuş su bidonlarındaki buzları kazanlara taşıyan aşçılar, donan tüpleri çalışır hâle getirmeye uğraşan öğretmenler, direksiyon başındaki ellerini kepçeyle birleştiren şoförler ve bir bardak sıcak çorbayla insanlara moral veren gönüllüler, toplum hafızasında silinmeyecek izler bırakmıştır.

O günlerde unvanların ve makamların anlamı kalmamış; vicdan, görev bilinci ve dayanışma ön plana çıkmıştır.

Devlet yalnızca kurumlardan ibaret değildir. Devlet; enkaz başında görev yapan asker, çorba dağıtan aşçı, çocuğu sırtında taşıyan polis, uykusuz direksiyon başında bekleyen şoför ve fedakârlık gösteren öğretmendir.

Millet ise acıya rağmen paylaşabilen, kendi ihtiyacı varken başkasını önceleyebilen topluluktur.

Bugün geriye dönüp bakıldığında görülmektedir ki felaket çok şey almıştır; ancak insanlığımızı elimizden alamamıştır.

Aziz milletimizin varlığını, birliğini ve dirliğini en zor günlerde gece gündüz demeden muhafaza eden tüm kamu görevlilerine, gönüllülere ve hayırsever vatandaşlarımıza şükranlarımızı sunuyoruz.

Felaketler bir kez daha göstermiştir ki bir millet, ancak böyle zamanlarda gerçek anlamda millet olur.

Ve biz, acının içinden insanlık çıkarabilen büyük bir milletiz.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir


Notice: ob_end_flush(): failed to send buffer of zlib output compression (0) in /home/sultanma/public_html/wp-includes/functions.php on line 5481