FÂRÂBÎ’YE KULAK VERELİM

YAZAR: RECAİ ŞEYHOĞLU

‘ Filozof Başkanlar ‘

Partisinde iki dönem il başkanlığı ve milletvekilliği yapmış, yaşı yetmişin üstünde bir emekli siyasinin, partisince büyükşehir belediye başkanlığına aday gösterilmeyince ‘’ CHP’nin demokratik yapısı bozuldu.’’ şeklindeki açıklaması düşündürücü mü güldürücü mü, karar veremedim doğrusu.

Bu sözleri Zülal Kalkandelen, Doğan Tılıç, Merdan Yanardağ ve benzeri bir gazeteci, siyaset-bilimci ya da sosyoloji doktoru söylese anlayacağım ama aday gösterilmeyince öfkelenen bir işadamı / siyasetçi söyleyince pek inanası gelmiyor insanın.

İsveç’in NATO’ya üyeliğine AKP ve MHP ile birlikte evet diyen CHP’ye itiraz etseydi, inandırıcı olabilirdi belki ama başkan adaylığı suya düşünce partinin demokratik yapısını sorgulaması hiç samimi gelmedi bana.

Tepkisi, oyuncağı elinden alınmış çocuğunkinden farksız.

Kemal Kılıçdaroğlu’nun ‘ Ekmeleddin ‘ tercihi nedeniyle partisine ‘’ Partimizin demokratik yapısı bozuldu, gericilerin ne işi var CHP’de? ‘’ şeklinde bir itirazda kimler bulunmuştu o günlerde diye merak ediyor insan.

Seçilemeyen bir milletvekili, mecliste yeterli süre vekillik yaptı diye şimdi dolgun emekli milletvekili maaşı alıyor. İsveç’te, Danimarka’da, Yeni Zelanda gibi ülkelerde var mıdır örneğin böylesi bir uygulama?

Vekillik yapmayan birine dolgun maaş ödenmesi akıl kârı mıdır da buna itiraz edilmez?

Partinin demokratik yapısını/ kültürel alt yapısını zedelemiyor mu bu?

İşadamı siyasetçinin gıkı çıkmıyor bu konuda. İtiraz etse halkın sevgilisi olacak oysa…

Başkanlığa aday gösterilmeyen emekli milletvekilinin, demokratik yapı bozuldu diye partisini eleştiriyor olması hiç inandırıcı değil!

Elbette eleştirilecek yanları var CHP’nin ama bu, siyasette kaybettiğiniz gün mü aklımıza gelmeli?

Sokrates’in ünlü ‘ Kendini Tanı ‘ sözü, her zaman yazar ve söylerim; sokaklara, caddelere, parklara, evlere, meydanlara, Meclis’in girişine asılmalı, o sözü okuyan gören herkes bu sözün anlamını düşünmeli…

*

Günlük gelişmeler bana okuyacağım kitapların da ipuçlarını veriyor zaman zaman.

Fârâbî’nin ‘’ Uzun konuşanı kısa dinlemek gerek.’’ kitabı gibi…

‘’ Bilmek güzel şeydir, hele haddini bilmek daha güzeldir.’’ demiş. Bu sözü hiç çıkarmam aklımdan.

Sevgili kardeşim Saygı Öztürk, arada bir gönlümü almak için ‘’ Abi sen gazetecilerin Ferrari’si, ben Clio’suyum. ‘’ deyip beni gaza getirmeye çalışsa da böylesi sözlere ‘’ Boyumun 1.80, kilomun 78 olduğunu bilirim ama haddimi de bilirim.’’ şeklinde yanıt vermeyi daha uygun bulurum.

Ne var ki ortalık haddini bilmezlerle doldu son çeyrek yüzyılda… Onlara bu ortamı sağlayan bir iklim yaratıldı anlaşılan.

FÂRÂBÎ’ nin devletlerin ideal başkanlarında aradığı niteliklere gelince…

Mükemmel bir fizikî yapılarının olmasını gerekli görüyor. Beni pek sarmayan bir düşünce bu. Ne yani, ideal başkanlar hep Tarık Akan, Cüneyt Arkın ya da Kenan İmirzalıoğlu gibi mi olmalı?

‘’Sağlıklı anlama ve değerlendirme yetenekleri olmalı.’’

‘’ Güçlü bellek ‘’

‘’ Kıvrak zekâ ‘’

‘’ İfade ve üslup güzelliği ‘’

‘’ Bilim sevgisi ve tutkusu ‘’

‘’ Yeme, içme, oyun, eğlence ve cinsel ilişki gibi geçici kaba hazlara düşkün olmama ‘’

‘’Doğruluk ve dürüstlük sevgisi ‘’

‘’ Kişilik sahibi ve insanlık onuruna düşkün olma ‘’

‘’ Adalet sevgisi ‘’

‘’ Kararlılık ve uygulama cesareti ‘’

‘’ Gönül zenginliği ve tok gözlülük ‘’

*

Eyvah, yandık diyesim geliyor. Bugünün başkanlarının hangi biri Fârâbî’nin ölçütlerine uyuyor dersiniz?

Argoyu ve küfrü marifet bilen, adaleti hiçe sayan, dün dediği bugüne uymayan, bilim sevgisinden yoksun siyasiler için Fârâbî herhalde bugün zındık muamelesi görür, cezaevinde ömür sürerdi.

Başa dönecek olursak…

Önseçim, bütün partilerin kabul ettiği bir uygulama olsaydı, bugünkü sızlanmalar yaşanır mıydı ?

Her şeye karşın Ankara, İzmir tercihini doğru yapmıştır bence. Özellikle de kadın adaylara layıkınca yer vererek…

Gelelim benim gerçekleşmesi zor olan düşüme…

Eflatun’un etkisi olsa gerek…

İstiyorum ki büyük kentleri feylesoflar yönetsin.

Sahnede hep beyaz eşyacılar/ plaza sahipleri, müteahhitler, hukukçular, mimar- mühendisler değil de sağlıkçılar/ feylesoflar yer alsın.

Doktor Cemil Tugay’ın tercihi iyi olmuştur.

Umarım günün birinde de sıra felsefecilere gelir.

Filozof başkanlar !

Adı bile güzel

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir


Notice: ob_end_flush(): failed to send buffer of zlib output compression (0) in /home/sultanma/public_html/wp-includes/functions.php on line 5420