O BENİM İÇİN BULUNMAZ BİR EDİTÖR

Hikâyede ve romandaki başarısını Nazım Hikmet’e borçlu olan Orhan Kemal’in şansı gibiydi benim Mehmet Atilla’yla tanışmam… Nasıl ki Yeşilçam’da vakti zamanında bir ‘Altın Çocuk : Göksel Arsoy’ vardı. Edebiyatımızın da bugünkü altın çocuğu hiç kuşkunuz olmasın ki Mehmet Atilla’dır

Türkçe konusunda takıldığım bir sözcük oldu mu doğru mu yanlış mı diye aradığım iki kişi olur genellikle: Feyza Hepçilingirler-Attila Aşut.

Onların sayesinde ben de nerdeyse Türkçe/Dilbilgisi erbabı olup gideceğim.

Konu, bir metnin düzeltisi/düzenlemesi olunca ise aradığım sadece Mehmet Atilla oluyor.

Ağzımdaki dişleri nasıl ki en iyi bilen Avni Aydemir ise, metinlerimin ruhunu da en iyi  Mehmet Atilla  biliyor çünkü!

O benim için bulunmaz bir editör…

Yazdıklarımı ona gönderdiğimde zamanını alıyorum diye içim caz cuz etmiyor değil ama ne yaparsınız ki ondan başkasına da emanet edemiyorum yazdıklarımı. Anlattıklarıma ruh katan, onları daha anlaşılır-kusursuz hale getiren, tek bir eleştiriye maruz kalmamamı sağlayan o oluyor!

Önceki yıllarda yayımlanmış kitaplarım nedeniyle eşten dosttan, edebiyat dünyasından eleştiriler alırdım. Üzüldüğüm, kızarıp bozardığım olurdu.

Değil mi ki günün birinde Mehmet Atilla çıktı karşıma ve arkadaş olduk onunla,  kızarıp bozarmalarım da son buldu. Kitaplarım onun elinden çıkınca daha başı dik dolaşır oldum  edebiyatçılar  arasında.

Cezaevindeyken Nazım Hikmet’le tanışan ve onun yönlendirmesiyle düzyazıda başarıdan başarıya koşan Orhan Kemal geliyor gözümün önüne. Hep şiirlerini gösteriyormuş büyük şaire.  Hikâyede ve romandaki başarısını Nazım Hikmet’e borçlu olan Orhan Kemal’in şansı gibiydi benim Mehmet Atilla’yla tanışmam…

Mehmet Atilla, Grafiker İlhami Güler, Kapıcı Şakir Uçak…

İşini çok iyi yapan üç kişi… 

Ben biraz da işini iyi yapanlara hastayım galiba.

Çalışkan olan, işinde başarılı olanlar benim için bir başka…

Aile çevremde olsun, öğretmenlik yaşamımda olsun, onların yeri bende hep bir başka olmuştur. Bir dâhi olan iç hastalıkları uzmanı Emrah’a diğer yeğenlerimden çok daha ilgi göstermişimdir hep.

Mehmet Atilla da hep Emrah gibidir bende.

Bir günden bir güne argo söz işitmedim ondan… Bir günden bir güne mübalağalı sözlere, gönül almak adına da olsa yalan yapıldak sözler duymadım ondan. Olur ya, insanın ufak tefek kusurları da olur. Yok, ben ne yapayım!

Çeyrek yüzyılda ben göremedim, gören- bilen varsa beri gelsin.

Zaman zaman yalan söylediğim olur, zaman zaman dedikodu yaparım, üşenip sakal traşı olmadığım günlerim çoktur, vefasızlık edip eşimi dostumu ihmal ettiğim olur, bazen çeker giderim Ayvalık’a, uzaklaşırım evden/eşimden, günlerce gelmem, ilaçlarımı düzenli kullanmadığım çok olur.

Mehmet mi?

Benim yaptıklarımı o yapacak ha,  düşünemiyorum!

Edebiyatçının ağzından arada bir de olsa mütevazı demek yerine mütevazi çıkmaz mı, çıkabilir. Türk-İslâm Sentezi  yerine kullanılan  ‘Türk- İslâm Bireşimi’ni ‘Türk-İslâm Bileşimi’ olarak yazan çıkmaz mı, çıkabilir. Hem meselayı hem örneğini birarada  kullanan çıkmaz mı, çıkabilir.

Çeyrek yüzyıldır kitaplarında olsun konuşmalarında olsun ben onun bu türden yanlışlarını ne duydum ne gördüm. İşin özeti şu ki, yaptığı işi severek yapan/bilerek yapan, hakkını veren, iş disiplinini ön planda tutan, sorumluluğunun bilincinde biri Mehmet Atilla.

Tam bu noktada başka şeyler söylemek de zorunlu oluyor.

Orhan Pamuk, Nobel Edebiyat Ödüllü evrensel bir yazarımız. Anlamakta zorlandığım romanları olsa da  ‘Cevdet Bey ve Oğulları’ romanıyla  tanıdığım Orhan Pamuk’un  edebiyatımıza olan katkılarını görmezden gelip ‘Ben okumuyorum onu!’ gibi efelenenlerin aksine ona saygı ve sevgi duyanlardanım ben. Türkçeyle olan sorununu dillendirenlere ne kadar saygılıysam onun yazınsal birikimine ve yaşamını edebiyata adamasına hayran olduğumu her fırsatta dile getirenlerdenim.

Ne var ki evrensel yazarımız hakkında ileri geri konuşanların hiç de az olmadığını da bilenlerdenim.

Nobelli bir yazar için ileri geri konuşuluyorsa ilk romanı ya da şiiri basılmış bir şair ya da yazar için de buna benzer linçlerin yaşanması pek anormal sayılmaz diyebiliriz herhalde.

(Bir dönem Türkiye Yazarlar Sendikası İzmir Temsilciliği Yürütme Kurulu Üyeliğinde bulundum. Bu onuru başka arkadaşlar da yaşasın diye yönetimden istifa ettiğim de oldu. Amacım,  her alanda koltuğuna yapışan yöneticilere bir mesaj vermek olduğu gibi, yönetimde görev almak isteyen diğer şair ve yazar arkadaşlara da fırsat vermek gerektiğiydi.

Tavrımı onaylayan bir arkadaşım olmadı o günlerde, itiraz eden de…

Bir kişinin dışında… O günlerin genel başkanı Enver Ercan, ‘Abi, dilekçeni aldım. Abi, seni seviyorum, daha başka ne diyeyim ki…’

Sonra ne mi olmuştu?  Enver Ercan,  TYS İzmir Temsilciliği’ndeki arkadaşları görevden alıp başka arkadaşları atamıştı.)

Eş dost meclisinde edebiyatçı arkadaşların şiirleri, öyküleri gündeme geldiğinde haliyle kimlikleri de konuşulur oluyor.

Ödüller verildiğinde bazen ölçüsünü aşan konuşmalarla ödülü alanlar yaralanabiliyor.

Gerek TYS gerekse de Edebiyatçılar Derneği toplantılarında ve etkinliklerinde bir günden bir güne Mehmet Atilla’yla ilgili bir polemiğe tanık olmadım ben. Polemik bir yana, her arkadaş onun çok değerli olduğunu dillendiriyor. Olumsuz konuşan tek bir kişiye rastlamadım. Zeliha Akçagüner bir vapur yolculuğumuzda onu bir  anlatmaya başladı, bitiremedi.

Hüseyin Yurttaş, Hidayet Karakuş, Mehmet Özçataloğlu ona keza…

Mehmet Atiila kimdir?

25 Ocak 1959 / Turgutreis-Bodrum doğumlu olan Mehmet Atilla, şiirleri, çocuk kitapları ve romanlarıyla biliniyor.

Ankara Yüksek Teknik Öğretmen Okulu’nu bitirdi. Farklı kentlerde (Samsun-Yozgat-İzmir) öğretmenlik yaptı ve 2003 yılında da emekliye ayrıldı.

Kimi şair ve yazarlar şiiriyle/romanıyla gündeme gelmek ister, hatta bunun için de bazıları çırpınır durur.

Yazdığı dönem romanı olan ‘Paramparça’ ile 12 Eylül Darbesi’nin sarsıntılarını 1981 Şubat- Mart’ını kapsayan 40 günlük süreyi içeren bir kurgu üstüne oturtarak okurlarına bir bellek tazelemesi yaşatarak anlatan Mehmet Atilla’nın usta işi romancılığı eminim günün birinde,  parçalanmışlıklar üzerine yazılmış kurgu alanında başka bir ödüle layık görülecektir.

Romanı yazdı, yayınevine teslim etti ve çekildi bir kenara.

Politik çevrelerle ilişkiler kurup geliştirip siyasi partilerin ve sendikaların etkinliklerinde  yazdıklarını okurlarıyla paylaşabilirdi oysa…

Mehmet Atilla farkı işte bu! Hiç yapmadı bunu.

‘Benim için yazarın dünya görüşü değil, yazınsal kişiliği önemlidir.’  diyor çünkü.

O, kitabın kaç sattığına değil, ne verdiğine inanıyor.

Tarihe ilginiz varsa, ikinci paylaşım savaşından bir kesiti yaşamak isterseniz onun ‘İs-Kan-Dil’ romanını okuyabilirsiniz.

Arı, duru, tertemiz bir Türkçeyle yazılı çocuk kitaplarını annelere/babalara ve öğretmenlere  gönül rahatlığıyla önerebilirim.

Nasıl ki Yeşilçam’da vakti zamanında  bir ‘Altın Çocuk : Göksel Arsoy’ vardı.

Edebiyatımızın da bugünkü altın çocuğu hiç kuşkunuz olmasın ki Mehmet Atilla’dır.

Bunu bilir bunu söylerim!

Sadece iyi bir yazar mıdır o?

Başka özelliklerini de söylemek gerek…

400 mandalina ağacının da bakıcısı/sulayıcısı…

Kısaca, iyi bir çiftçi! 

Erenus’un sevgili babası… İlkfer Hanım’ın da can dostu/yemek sonrası önüne çayı getiren hayat arkadaşı… Yeğenlerinin bi tanecik dayısı… Komşularının kıymetlisi…

Karşıyaka’da belediyeye ait Latife Hanım Köşkü Bahçesi’ndeki kapalı alanda bir kitaplık bulunuyor: Mehmet Atilla Kitaplığı…

Ben, o kitaplıkta bir buçuk yıldır Başkanın oluruyla söyleşiler düzenliyorum.

‘Mehmet Atilla Kitaplığı Söyleşileri’ adı altında…

Doğduğu yer Bodrum ama yılları Karşıyaka’da geçti Mehmet Atilla’nın… Evi de üç beş adım ötede…

Karşıyaka’ya da çok yakışıyor ‘Mehmet Atilla Kitaplığı’

Daha başka bir özelliği mi? 

Adına kitaplık açıldığında çağrılmıştı. İki laf etsin diye…

Mehmet Atilla klasiği yaşamıştık o gün. Gelmedi!

Oğlunuzu, kızınızı alıp onunla tanışmanın yoluna bakın günün birinde.

Onun hakkında çok az yazdığımı düşüneceksiniz, bundan adım gibi eminim!

Atilla’nın aldığı ödüller

Aldığı ödüllere bakmakta yarar var:

1993’te TARİŞ Edebiyat Ödülleri Öykü İkinciliği (1993)

Kıyı Dergisi- A. Selim Teymur Köşe Yazısı İkinciliği (1995)

Mevlüt Kaplan Çocuk Öyküleri Birinciliği (1996)

PEN Edip Cansever Şiir Yarışması Özel Ödülü (1996)

ARKADAŞ Z ÖZGER Şiir Ödülleri Jüri Özel Ödülü (1999)

Ankara Öykü Günleri Leyla Erbil Öykü Ödülü (2000)

Bilgi Yayınevi ‘’ e- kitap ‘’ Öykü Ödülü (2002)

Abdullah Baştürk İşçi Öyküleri Birinciliği (2007)

Tudem Edebiyat Ödülleri Çocuk Şiirleri İkinciliği (2009)

ÇGYD Yılın Kitabı Ödülü Parktaki Gergedanlar (2011)

YAZAR. RECAİ ŞEYHOĞLU

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir


Notice: ob_end_flush(): failed to send buffer of zlib output compression (0) in /home/sultanma/public_html/wp-includes/functions.php on line 5420