ÇAĞRI   ‘ Değerbilirliğin anatomisi ‘

Annelerine gözü gibi bakan Bayındırlı Totuk ailesinin emekli vali yardımcısı olan ortanca kardeşlerine  öyle hayranım ki sormayın.

Keşke o talihsiz kazayı geçirmeyip belediye başkanlığı adaylığından vazgeçmemiş olsa ve  Bayındır’ın belediye başkanı  olsaydı.

Katılımcı- saydam- halkçı belediyeciliği Bayındırlılar yaşayarak öğrenmiş olsalardı…

Ardahan Totuk, benim son yıllardaki en yakınlarımdan… Tertip sayılırız. O 55’li ben 54’lü…

Belediyeden araç sağlayamadığım zamanlarda Yunus Demir gibi imdadıma koşan, depodaki kitapları ilgili adreslere ulaştırmamda ya da aldığım kitapları depoya getirmemde elimden tutan güzel  birdost…

Köy enstitülü babanın mülkiyeli oğlu.

                                                                     *

Yıllar önce babam her perşembe Salihli’den Köprübaşı’na gider, ertesi günün akşamında da arabanın kasasındaki erzaklarla dönerdi eve.

Ardahan Bey de her Perşembe, Bostanlı’dan annesinin yaşadığı Bayındır’a öğleye doğru gidiyor, onun eksiklerini tamamlıyor, eşini dostunu/ hemşerilerini ziyaret ediyor ve ertesi gün  bagajındaki taptaze sebze ve meyvelerle  evine dönüyor.

Melek yüzlü annesi de bundan büyük bir mutluluk duyuyor tabii ki…

O melek yüzlü anne, üç oğul yetiştirmiş. Her biri birbirinden vefalı…

Vali yardımcısı, maliye müfettişi ve albay emeklisi… Şimdi emekliliğin keyfini çıkarıyor her üçü de…

Ağustos başında ben de gittim teyzenin evine… Evin her köşesi çiçekle dolu, taban da halılarla döşenmiş. Cennetten bir köşe adeta…

Kimi evlatlar  dirayetsizliklerindenyaşlanmış annelerini huzurevine bırakıveriyorlar iken Ardahan Totuk, her hafta  annesinin elini öpüp hayır duasını alıyor.

Dönüşümlü olarak diğer kardeşleri de  aynısını…

Hayranım bu üç kardeşe…

Ardahan Bey’in dobracılığına da değinmeden geçmek olmaz! Yanlış yapmaya gör, pat diye yüzüne söyleyiverir. Köy enstitülü babanın oğlu dedik ya…

Çalışkan, yorulmak bilmez ve dirayetli.

Çok iyi bir eş midir bilmem o kadarını ama  mükemmel bir baba ve dede olduğunu rahatlıkla söyleyebilirim. Torunlarının sevgili arkadaşı, Nilhan kızının da biricik babacığı…

Nilhan Eczanesi’nden tanıklığım var buna…

İki gün önce bu üç kardeş, Bergamalı Mustafa Durmaz abimden bana miras kalan oğlu/sevgili kardeşim Özcan Durmaz ve bir başka çok değerli kardeşim Saygı Öztürk ile rakı balık sofrasındaydık sahildeki bir restoranda.

Özcan Durmaz, çok başarılı bir işadamı ve siyasetteki performansıyla partisinin sevilen sayılan il yöneticisi.

Saygı Öztürk’ün çok okunan ve izlenen büyük bir gazeteci/ televizyoncu olduğunu söylememe gerek var mı bilmem…

Özcan’la ikisinin ortak bir özelliğini söylemezsem çatlarım. ‘’ Recai abi ya da Recai abim! ‘’ derken aynı Semih Balaban gibi her ikisinin de ağzından 50 tane Recaiabi dökülüyor.

Çok sevildiğimin farkında olmaz mıyım hiç?

Benim de onları nasıl sevdiğimi anlatmama gerek var mı sizce?

Özcan’ın babası Bergama Özel İdare binasında kitap kırtasiye işi yapıyordu. Aynı katta ben de öğretmenler tüketim kooperatifinin yöneticisiydim.  80’li yılların başında…Soluk almak için arada bir yanına uğruyor, muhabbet ediyor, çayını içiyordum.

İletişim fakültesinde okuyan Özcan, bana o günlerden kalma…

Bir kitabımın basım giderini karşılayan, bir kitapçığımızın da basımını yaptıran ve dağıtımında  da yardımlarını esirgemeyen bir kitap dostu, etkili ve güzel konuşma konusunda dikkat çeken bir entelektüel…

Aliağa’da açtığımız Kütüphane ve aydınlanma evinin raflarını/ dolaplarını yaptırıp elimden tutan imececi… Annemle onun adını o kütüphanede ve aydınlanma evinde yaşatıyor olmaktan mutluluk duyduğumu sezdirebilmişimdir herhalde.

Ayvalık’ta açtığımız ‘ Bağyüzü Orhan Kemal Kütüphanesi ‘ nin kitaplarını taşıma konusundabize  omuz veren can kardeşim…

Etkinliklerimizde her daim yanımda yer alan güzel insan…

                                                                 *

Çok mu çok saygı duyduğum/ değerli bir vali vardı Manisa’da. Sayın Kemal Nehrozoğlu’ndan öğrenmiştim kimliğini. Manisa’da kütüphaneler açtığımız günlerde tanışmıştık. Giderek de dost olmuştuk. Ne Recai Hoca ne de Recai Bey diyordu bana. Hep ‘ Üstadım! ‘

Hoşuma gitmiyor da değildi bu ‘ üstadım ‘ sözü…

Onunla olan bazı anılarımı yazmış, yayımlamıştım.

Bize olan desteğini nasıl unuturum!

Üçpınarbeldesindeki etkinliğimize katılmış, başkanı/ annemi ve beni tebrik etmişti. Mükemmel bulmuştu gerçekleştirdiğimiz ‘ ÜçpınarYazönü Şenliği ‘ ni…

O günlerde sık sık da ziyaretine gider gelir olmuştum.

Manisa’da yıllar önce akrabam Mustafa Yörükoğlu da valilik yapmıştı ama Refik Arslan Öztürk kadar iz bırakmamıştı doğrusu.

Şanssızlık!

Erken kaybettik Manisa Valisi Sayın Öztürk’ü…

Ama kardeşi Saygı Öztürk, ‘ Vali Bey ‘ adlı kitabıyla ona ölümsüzlük şerbetini içirdi de Refik Arslan Öztürk’ü geleceğin Türkiye’sine taşıdı.

Ayıptır söylemesi o kitabın üç sayfasında bana da yer vermiş.

Biz de  o kitabı kütüphane raflarına yerleştirmeyi farz biliyoruz.

Saygı Öztürk’ten söz ediyorken Öcal Uluç’un ‘ gazeteci ‘ ilan ettiği ben de gazeteci olarak bir şey söylemeliyim.

Televizyonda izlediğim ve Sözcü’de okuduğum Saygı Öztürk; Attila Aşut- Merdan Yanardağ- Barış Terkoğlu- Doğan Tılıç- Zülal Kalkandelen- Sultan Uçar- Örsan Öymen… gibi öteden beri büyüteç altına aldığım gazetecilerden…

İşini iyi yaptığına inandığım gazetecilerden…

Konuşmuyor konuşturuyor. Anımsayın lütfen, kimi moderatör dedikleri yönlendirici, öyle çok konuşuyor ki konuk konuşmacıya hep susmak düşüyor. Saygı Öztürk, sadece soruyor. Nesnelliği elden bırakmıyor. Duygularını sokmuyor işin içine. Güven veriyor.

İtiraf edeyim, bana o kadar güvenen yok. Ama ben suçumu(!) biliyorum. Ben her daim yanlıyım. Nesnelliği öğrenemedim bir türlü!

Saygı kardeşime saygım bundan!

Bir de, kendisinin ana baba ayrı abisi olduğuma beni öyle inandırdı ki…

O benim canım kardeşim! ( İnşallah şımarıp bir yanlış yapmam)

                                                                       *

Gelelim bu yazıyı neden yazdığımın  açıklamasına…

Fazla bir şey istemiyorum, sevdiklerim/ çok sevdiklerim hep annemin adının yanında yaşasın!

Özcan Durmaz gibi, Feyza Hepçilingirler gibi, Kemal Nehrozoğlu gibi, Yekta Güngör Özden gibi…

REFİK ARSLAN ÖZTÜRK – RASİME ŞEYHOĞLU AYDINLANMA EVİ

Anı Evi gibi… Etnoğrafya Müzesi gibi…

Açtığımız diğer dokuzu gibi…

Dikili’de Başkan Adil Kırgöz yer verir mi bilmem.

Dikilililer ‘’ Biz tanımıyoruz! ‘’ derler ise CHP Manisa İl Başkanı sevgili Semih Balaban’ı arayacağım. İl merkezinde ya da herhangi bir Manisa ilçesinde açılması için…

Evet diyenleri masrafa da sokmayacağız. Eşyalar/ objeler bizden…

Camlı dolaplar Özcan Durmaz’dan…

Hani mezatta derler ya… ‘’ Yok mu arttıran?!’’

Ben de sesleniyorum aydınlanmacılara/ kültür çevrelerine ve belediyelere:

‘’ REFİK ARSLAN ÖZTÜRK – RASİME ŞEYHOĞLU AYDINLANMA EVİ İÇİN SESİMİZİ DUYUYOR MUSUNUZ? ‘’

YAZAR: RECAİ ŞEYHOĞLU

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir


Notice: ob_end_flush(): failed to send buffer of zlib output compression (0) in /home/sultanma/public_html/wp-includes/functions.php on line 5420